Düşler, Tutkular ve Suçlar
Herkesi kendi ateşiyle saran, tüm dünyayı etkileyen, Fransa'da başlayan '68 olayları zamanında Fransa'dayız. Kendilerini o kuşağın düşünce yapısından kurtaramamış, belki de kurtarmak istememiş Isabelle ve Theo, iki kardeş. Ailelerinin tatile çıkması ile Paris'te yalnız kaldıklarında, Amerika'dan gelen Matthew ile tanışır ve onu evlerine davet ederler. Dışarıda devrim sesleri yükselirken, ortak noktaları sinema olan bu üçlünün evde yaşadıkları cinsellik ve tutku gittikçe üst noktalara taşınmaya başlar.
Film gençlerin kendilerini, hayatı, cinselliklerini bir daireye kendileri kapatarak keşfetmelerinin de bir öyküsü.
Yönetmen koltuğunda Bernardo Bertolucci'nin oturduğu bu film, senaryosunda bu denli erotizmin bulunduğu ancak bu durumun filmi gölgelemediği sayılı filmlerden birisidir. Devrimin, zorlu dünyanın insanın üzerinde yarattığı fiziksel ve ruhsal defarmosyon her yönüyle işlenmiş.
Sadece bir kere izlemenin o film hakkında sadece "genel olarak güzel" diyebileceğimiz, ancak birkaç sefer izledikten sonra tam olarak neleri anlatmayı hedeflediğini anladığımız bir film.
Herkesin izlemesi gereken, şimdi çıkan filmlerin belki de çoğundan daha derin, anlaşılması güç ancak bütün bunlara rağmen filmden hiçbir zaman sizi koparmayan bağ kurdurtan bir yapıt olmuş.
Kendisine karşı büyük bir hayranlık beslediğim Eva Green'in çıkış yaptığı ilk filmdir aynı zamanda.
"Dışarıda, sokakta. Dışarıda bir şeyler oluyor, gerçekten önemli olabilecek gibi görününen bir şeyler. Bir şeyler değişebilir hissini veren bir şeyler.."
"Daireden artık neredeyse hiç çıkmıyorduk. Gece ya da gündüz olması umrumuzda değildi. Dünya'yı arkamızda bırakarak denize doğru sürükleniyorduk."
"Film yönetmeni bir bakıma röntgenci gibidir. Kamera sanki anne babanın yatak odasının anahtar deliği, onları gözetliyorsun, suçluluk duyuyorsun ama yine de bakmadan edemiyorsun. Bu filmleri suç, yönetmenleri de suçlu yapıyor.."
Film gençlerin kendilerini, hayatı, cinselliklerini bir daireye kendileri kapatarak keşfetmelerinin de bir öyküsü.
Yönetmen koltuğunda Bernardo Bertolucci'nin oturduğu bu film, senaryosunda bu denli erotizmin bulunduğu ancak bu durumun filmi gölgelemediği sayılı filmlerden birisidir. Devrimin, zorlu dünyanın insanın üzerinde yarattığı fiziksel ve ruhsal defarmosyon her yönüyle işlenmiş.
Sadece bir kere izlemenin o film hakkında sadece "genel olarak güzel" diyebileceğimiz, ancak birkaç sefer izledikten sonra tam olarak neleri anlatmayı hedeflediğini anladığımız bir film.
Herkesin izlemesi gereken, şimdi çıkan filmlerin belki de çoğundan daha derin, anlaşılması güç ancak bütün bunlara rağmen filmden hiçbir zaman sizi koparmayan bağ kurdurtan bir yapıt olmuş.
Kendisine karşı büyük bir hayranlık beslediğim Eva Green'in çıkış yaptığı ilk filmdir aynı zamanda.
"Dışarıda, sokakta. Dışarıda bir şeyler oluyor, gerçekten önemli olabilecek gibi görününen bir şeyler. Bir şeyler değişebilir hissini veren bir şeyler.."
"Daireden artık neredeyse hiç çıkmıyorduk. Gece ya da gündüz olması umrumuzda değildi. Dünya'yı arkamızda bırakarak denize doğru sürükleniyorduk."
"Film yönetmeni bir bakıma röntgenci gibidir. Kamera sanki anne babanın yatak odasının anahtar deliği, onları gözetliyorsun, suçluluk duyuyorsun ama yine de bakmadan edemiyorsun. Bu filmleri suç, yönetmenleri de suçlu yapıyor.."
The Dreamers Fragmanı
Blog kesif etkinliğinden geliyorum. Takipteyim sizleride beklerim. https://dogamucizelerii.blogspot.com.tr
YanıtlaSilHoşgeldiniz, ben de ziyarete geliyorum hemen :)
SilYa iyiki gördüm bu paylaşımınızı, YouTubede özgürlüğe Manuş diye bir şarkı vardı ilk onun klibinde görmüştüm bu filmi sonrada izleyip beğenmiştim şimdi tekrar müziği dinlemeye gidiyorum :))
YanıtlaSilSize bi şeyleri hatırlattıysa ben de iyi ki yazmışım bu yazıyı o zaman :) Ne mutlu bana :))
Silhımmm biliyom filmi ama hatırlamadım içini filmin, izlicem en kısa zamanda. bertolucci, iyi biri ivit, bak la luna var eski bi filmii, bi de liv tyler ile olan bir filmi, ikisi de denişik :)
YanıtlaSilTamamdır hemen bakıyorum o zaman onlara da ^-^
SilEva Green'i ben de severim, ben kendisini Sin City ile tanımıştım; demek bu ilk filmiymiş. İzlemeye değer o zaman, teşekkürler paylaşım için, takipteyim :)
YanıtlaSilBen de Sin City'yi izlememişim, onu da hemen bir izliyim :)
SilGeldim canım :) blogunuda sevdim takibe alıyorum hemen :)
YanıtlaSil