Tuşlar

Ağustos 18, 2016
   Seksen üç yıl oldu ben yapılalı. Artık çok zorlanıyorum. Bağırmak istiyorum bağıramıyorum. Eskisi kadar güçlü çıkmıyor sesim. Beni kullananlara karşı verdiğim tepkiler eskisi kadar geçerli değil artık. Son zamanlarda canım yanıyor sadece.

   İlk sahibimi hatırlıyorum. Küçük bir kızdı. Mağazanın vitrininde dururken onu görmüştüm yolda yürürken. Birdenbire durup kafasını bana doğru çevirmişti. O anda anlamıştım gözlerindeki mutluluğu. Tutkuyla bağlanmıştı bir anda bana. Benden hiç ayrılamayacağını o zaman anlamıştım. Anne ve babasının kıyafetlerinden tutup onları çekiştirerek dükkana sokmuştu. Ve girer girmez benim yanıma doğru koşmuştu. Her tarafımı incelemişti önce. Sonra yavaşça dokunmaya başlamıştı. Onun o küçük ellerini üzerimde, tuşlarımda hissederken içim bir garip oluyordu. İlk defa birisi bana dokunuyordu. Yapıldığımdan beri ilk defa içimde bir işe yaracağıma dair küçücük bir umut ışığı parlaşmıştı. Ailesini ikna eden küçük kız beni evine götürmüştü hemen. Neredeyse bütün gün başbaşaydık onunla. Koltuğumdan hiç kalkmaz bütün gün beni çalardı. Tuşlarıma her bastığında içimde hafif bir ürperti oluşurdu. Bu tatlı, temiz ürperti elbette ki çok ses çıkarmazdı ancak çıkardığım o sesin tınısını dünyanın başka hiçbir yerinde bulamazdınız. Küçük kızın ruhu benim sesimle birleşiyordu adeta. İkimiz bir bütün oluşturmuştuk. Birbirimizden ayrı olamazdık. O küçük kız beni tam on sene boyunca çaldı. O koskoca on sene boyunca birçok duyguyu beraber karşıladık onunla. Aşk, sevgi, mutluluk, nefret, öfke, hüzün, kırgınlık... Hepsini ilk defa beraber yaşıyorduk. Birbirimize destek oluyorduk. Ancak küçük kız büyüdüğünde bir trafik kazası geçirdi. İki yıl boyunca komada yattı. Benim  olduğum odada yatıyordu. Onu her gün öyle görmek beni içten içe yıpratıyordu. Ona ulaşamamak, beni çalamaması bunların hepsi beni eskitiyordu. Günden güne değil sanki bir günde yıllarca eskiyormuş gibi oluyordum. İkinci senenin sonlarına doğru durumu kötüleşti. Hastaneye götürdüler onu. Birkaç hafta sonra annesi ve babası geldi. Sanki haftalar değil de aylar, yıllar geçmiş gibiydi. İkisinin de ağlamaktan gözleri şişmişti artık. Kıpkırmızıydı. Bana bakarak ağlıyorlardı. İşte o an anladım. Artık benim küçük kızım yoktu. Beni asla bırakmayacak olan küçük kız bırakmıştı beni. Onunla beraber yaşadığım duyguları teker teker anımsıyordum ve kendim sesler çıkarmaya çalışıyordum. Onu geri getirebilmek için her şeyi denemiştim. Ama ben ses çıkaramadıkça o da gelemiyordu. Ses çıkarmaya çalışırken tellerimden birisini koparmış diğerini de iyice inceltmiştim. Ailesi artık benim bakımımı da yaptırmıyordu. Hatta odalarından bile çıkmıyorlardı. Küçük kızın babası bir gün yanıma gelmişti. Tüm gününü bana bakıp ağlayarak geçirmişti. Ve ertesi günü beni başka bir aileye teslim etme kararı almıştı.

   İkinci sahibim bir orkestraydı. Elli yıldan biraz fazla bir süre o orkestraya ait oldum. Beraberce bir sürü konsere çıktık. Öncesinde beraber heyecanlandık, sonrasında beraber gururlandık. Her şeyi bir takım halinde yaptık. Pianistin bana dokunuşları düşmanca geliyordu ama biliyordum ki bu gün içindeki ikinci konseri oluyordu. Eğer ilk konseri bana denk gelmişse bulutlar üzerinde gibi hissediyordum kendimi. Benden hafifi, mutlusu olamaz gibiydi. Sık sık beni çalanlar değişiyordu. Bazen çocuklarını getiriyorlardı. Beni çalmasına izin veriyorlardı. En çok o anlar yıpratmıştı beni bu orkestra zamanlarımda. Çocukların beni yumruklarcasına tuşlarıma basması, pedallarıma canları sıkıldıkça basmaları beni çok yoruyordu. Çıkarttığım sesleri beğenmeyince kapağımı açıp tellerime teker teker dokunmalarını, onları çekiştirdiklerini hatırlıyorum. Ama bütün o çocuklara rağmen çok güzel günlerdi onlar. Yüzlerce insanın her gece seni izlemeye geldiğini bilmek. Mükemmel bir duyguymuş. Ama her güzel şeyin sonu olduğu gibi bu orkestra günlerimin de sonu geldi. Orkestrayı kapatma kararı almışlardı. Bundan dolayı da bütün enstrümanları satışa çıkarttılar. Beni almaya gelen kimse olmadı. Taa ki o dünya tatlısı insanlar gelene kadar.

   Son sahibim yaşlı bir çiftti. Onlar gibiydim ben de. Yıllar, acılar beni yıpratmış ancak yine de ayakta kalmaya çalışıyordum. Onlarla beraber kaldım yıllarca. Beraberce çaldılar beni. Hiçbir zaman ayrı ayrı değil. İkisinin birbirine duyduğu tutku, aşk parmaklarına da yansıyordu. Bana da yansıtıyorlardı. Çok hafif, nazikçe çalıyorlardı beni. Aşk ile çalıyorlardı. Beni salonlarının en güzel köşesine koymuşlardı. Hem bahçeyi hem de evin içini görebiliyordum. Torunları geldiği zaman yüzlerinde oluşan o mutluluk ifadelerini, arayıp sorulmadıkları zaman kalplerindeki o burkukluğu.. Her şeylerini görüp anlayabiliyordum artık. Beraberce on beş yıl geçirdik onlarla da. Beni aldıklarında da yaşlı olan çift on beş yıl sonra beraberce hayata gözlerini yummuşlardı. Aynı anda, yan yana. Onların aşkı beni büyülemişti. Onca yıl sonra bile birbirlerine duydukları aşkları. Herkese kısmet olmaz. 

   Peki ben şimdi nerede miyim? Son sahiplerim var ya. Onların bir erkek çocukları var. Annesi babası öldükten sonra onların mirası üzerine beni saklıyor. Onlardan kalan anı(!) niyetine. Ama tavan arasında. Burada bir sürü eski eşya olarak beraberce günlerimizi geçiriyoruz. Sonumuzu bekliyoruz. Bütün gün geçmiş hayatımı, yaşadıklarımı düşünüyorum. Tanıştığım birbirinden farklı insanları. Sonumun böyle olacağını hiç düşünmezdim. Yaşadığım o muhteşem hayatın böyle son bulacağını.. 
Tuşlarıma basılmasını özleyeceğim. Basan kişinin hislerini yaşamayı, onunla beraberce hareket etmeyi, çalan kişiyle bütün olma hissini özleyeceğim. Çalındığımda içimde oluşan o hafif ürperti, gıdıklanma hissini hiçbir zaman unutmayacağım, unutamam da zaten. Eğer o küçük kız olmasaydı aşk acısını, orkestra olmasaydı takım ruhunu, yaşlı çift olmasaydı da sonsuzluğu hiçbir zaman öğrenemeyecektim. Bütün bunları tattığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Artık sonum gelene kadar bu tavan arasında dursam da geçmişin bana verdiği mutlulukla bir bu kadar daha yaşayabileceğimi biliyorum....



Ben bu yazıyı bir blogger sayesinde yazdım. Deep Tone sayesinde benimle iletişime geçen Aleyna Özden'e çok teşekkür ediyorum. Bu yazının konusunu o buldu, önerdi bana. Benim de çok hoşuma gitti tabii ki de. Eğer sizin de böyle önerileriniz olursa yazıların altına yorum olarak yazabilirsiniz.

  • Sadece yazı yetmez, fotoğraf da görmek istiyorum diyorsanız tumblr hesabıma da beklerim...

Şarkı önerileri:

8 yorum:

  1. Kırmızı Keman filmini bilir misiniz? O filmi hatırladım. Hazin öyküleri oluyor kemanların, piyanoların...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Filmi bilmiyorum ama mutlaka izleyeceğim...

      Sil
  2. Çok güzel bir yazı olmuş, paylaştığınız şarkıda aynı şekilde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim yazıyla şarkıyı uyum içinde bulmaya çalışıyorum

      Sil
  3. Senin gibi duygusu, hayal gücü kuvvetli kişilerin daha çok okunması gerek... Birbirimize yardım ettikçe çoğalacağız. Kalemine, hislerine sağlık ❤️

    YanıtlaSil
  4. çok iyiydi gerçekten de. eee sen de seviyon zaten piyanoları. sana ne diyolaaar :)

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.